Yeme Bağımlılığı

Yemek yemenin bağımlılığı mı olur?

Yeme bağımlılığı, ne kadar çabalarsa çabalasın kişilerin özellikle belirli gıdaları tüketim konusunda kendini kontrol edememesi ile karakterize ciddi bir sağlık sorunudur.

Özellikle yeme davranışının sağlıklı olmak ya da sağlıklı çocuk yetiştirmekle eşleştirildiği bizimki gibi kültürlerde oldukça yaygın olarak görülmektedir. Yemek ve yedirmek “iyi ebeveyn olmak” “beslenebilmek” “büyümek” gibi kavramlarla pekiştirildiğinden dolayı; yemeye dönük sağlıksız tutumlar obezite ya da şeker hastalığı gibi kronik hastalıklara evrilmedikçe çoğunlukla toplum tarafından göz ardı edilmektedir.

Basit olarak, nasıl ki bir uyuşturucu bağımlısı uyuşturucuya karşı şiddetli bir arzu duyuyorsa, yeme bağımlısı da bağımlısı olduğu gıdaları (özellikle de yağ ve şeker oranı yüksek gıdalar) tüketmeye dair dayanılmaz bir istek duymaktadır.

Bağımlılığın türü ve nesnesi (yemek ya da uyuşturucu) ne olursa olsun beyinde yarattığı kimyasal değişimler birbirine paralellik göstermektedir. Beynimizdeki kimyasal değişimler duygu ve davranışlarımızı doğrudan etkilediğinden, irade gösterme gayretimize rağmen mevcut durumla bir türlü başa çıkamadığımızı görürüz. Yeme bağımlılığı söz konusu olduğunda, özellikle şekerli ve yağlı gıdaların beynimizde haz veren hormonların salınımını arttırmasındanve beynimizin zevk merkezlerini aırı biçimde çalıştırmasından dolayı aynı hazzı yakalayabilmek adına bu yiyeceklere otomatik olarak yönelir ve kontrolsüzce tüketiriz.

Yeme bağımlılığı, yeme bozukluklarında (anoreksia nervoza, bulimia nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu vb.) görüldüğü gibi "yemek" ile sağlıksız bir ilişkiye işaret eder. Bazı kişilerde yeme bağımlılığına paralel bu bozukluklar ya da obezite gibi hastalıklar görülebilir. Yeme bağımlılığı, bu hastalıkları yaşayan kişilerin yeme davranışındaki bozulmanın tümünü açıklamasa da bağımlılıkta ortaya çıkan birçok nörobiyolojik değişiklik bu kişilerde de görülebilmektedir.

İradi değil biyolojik!

Şeker, yağ ve tuz yönünden zengin yüksek lezzette gıdalar, bağımlılık yapan alkol ve kokain gibi kimyasallara benzer şekilde kötüye kullanılma potansiyeli taşımaktadır.
Fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmaları; hoş görünümlü, güzel kokan ve lezzetli gıdaların uyuşturuculara benzer pekiştirme özelliklerine sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Yağ ve şeker oranı yüksek bir beslenme, lezzetli gıdaları öncelikli olarak tercih etmeye ve tüketmeye teşvik ederek aşırı yeme eğilimine katkı sağlamaktadır. Daha yağlı ve şekerli beslendikçe bu gıdalara karşı aşerme artmakta, aşerme sonrası ise beklendiği üzere bu gıdaları aşırı yeme eğilimi sergilenmektedir. Bununla birlikte, yağlı ve şekerli gıda alımına dönük sıkı kısıtlamalar da aşermeye ve akabinde kontrolsüz yeme ataklarına sebep olmaktadır. Bu kısır döngü, uyuşturuculardaki aşerme mekanizmasının işleyişiyle büyük oranda benzerlik göstermektedir (1).

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar kemirgenlerin şekerin kısıtlandığı durumlarda madde kullanımıyla benzer nitelikte davranışsal belirtiler ve nörokimyasal değişiklikler sergilediğini göstermektedir. Kemirgenlerin düzenli olarak şeker çözeltilerine maruz bırakılması; kemirgenler üzerinde fiziksel ve psikolojik yoksunluk belirtileri, aşerme, diğer maddelere karşı çapraz duyarlılık ve dopamininin yükselmesi gibi uyuşturucuların sebep olduğu etkilere benzer etkiler yaratmaktadır.
İnsanlarla yürütülen çalışmalar da kemirgenler üzerinde yapılan çalışmaları destekler niteliktedir. Özellikle tıkınırcasına yeme davranışıyla ilişkili bozukluklar yaşayan kişilerde (örn. tıkınırcasına yeme bozukluğu, bulimia nervoza, obezite) madde bağımlılıklarında görülen davranışsal belirtiler ve nörokimyasal değişiklikler saptanmıştır. Araştırmalarda, şeker ve tatlılığın bağımlılık yaratan maddelere benzer bir ölçüde ödül etkisi yarattığı ve aşermeye neden olduğu bulgulanmıştır. Hatta nörobiyolojik düzeyde, şeker ve tatlılığın ödül etkisi kokaine göre daha güçlü görünmektedir. Araştırmacılar kalorisi ve şekeri yüksek gıdaları arama ve tüketme davranışının geçmiş dönemlerden gelen seçici evrimsel bir yönelimin ürünü olduğunu düşünmektedir (2).

Son yıllarda, hem gıda arama hem de uyuşturucu arama davranışında rol oynayan nöroendokrin yolları tespit edilmiştir. Özellikle iştahı düzenleyen peptitlerin aynı zamanda alkole ve nikotine yönelik aşerme ile de ilişkili olduğu bulgulanmıştır (3).

 

 

Yeme davranışı neden haz verir?

Sağlıklı bir yeme davranışı vücuttaki enerji dengesini korumak ve yağlanma düzeyini optimal tutacak biçimde vücut tarafından otomatik sinyallerle idare edilir. Vücut tarafından herhangi bir enerji azalması sinyali olmaksızın yeme davranışının başlatılmasına “hedonik yeme” adı verilir. Hedonik yeme yani hazza dayalı yeme, yeme davranışının bozulduğuna işarettir.

Yeme davranışı, alışveriş yapma ve kumar oynama gibi pek çok alışkanlığımız beyindeki ödül sistemiyle ilişkilidir. Bu ödül sistemi belirli davranışlar sergilendiğinde ya da gıdalar tüketildiğinde dopamin ve seratonin hormonları gibi hormonların salgılanmasını sağlayarak haz duygusu yaratır. Haz duygusundaki artış kişiyi bu gıdaları yeme davranışını tekrar etmeye yöneltir.
Tüketilen besin maddesine göre farklı fizyolojik etkiler ortaya çıkmaktadır. Belirli gıdaları sürekli olarak tüketme (özellikle yüksek şeker ve yağ içeriği olanları) dopamin salınımını arttırmaktadır. Yatkın olan bireylerde takıntılı biçimde yeme davranışı, yiyecek tüketimini kontrolde zorlanma ve yiyeceği çağrıştıran durumlarda (koku, görüntü vb.) o yiyeceğe otomatik olarak yönelme gibi davranışlarla sonuçlanmaktadır.
Her yiyecek maddesi bağımlılığa neden olmaz, özellikle yağ, şeker ve tuz oranı yüksek ve katkı maddeleri içeren besinlerin bu etkileri daha belirgin haldedir.

 Yeme davranışı neden bozulur?

İnsanda yeme davranışının okul öncesi dönemin sonlarına doğru tamamlandığı düşünülmektedir. Psikolojinin erken dönem ekolleri okul öncesi bu dönemde meydana gelen özellikle de ilişkisel travma ve takılmaların yeme davranışında sorunlar yarattığı üzerine vurgu yapmaktadır. Freud, beslenme içgüdüsünün bozulmasının bireyin cinsel uyarılma ile başa çıkamamasına bağlı olduğuna ifade etmektedir. Erken çocukluk döneminde ebeveynler ya da bakım veren kişilerle yaşanan ilişkisel sorunların kendiliğe dair yetersizlik duygusu ve anksiyete yarattığı; bu anksiyeteyi azaltmak için kişinin bir başa çıkma yöntemi olarak yeme davranışına yöneldiği düşünülmektedir.
Çocuklukta bazı duygularla başa çıkmak için yemenin haz veren kıyılarına sığınmayı öğrendiğinizde, yetişkin yaşamın artan duygu çeşitliliği ve mücadele alanları karşısında savunmasız hissederek yeme davranışına otomatik olarak yönelmeniz kaçınılmazdır.
Üstelik, yemek yiyerek rahatlayabileceğini düşünen kişiler, yoğun duygular karşısında atıştırma eğilimi daha fazla sergilemektedir. Ancak erken çocukluk dönemi travmaları ve duygularla başa çıkmak için yiyecekleri kötüye kullanma tek başına yeme davranışındaki bozulmayı açıklamaz. Örneğin: Beden kitle indeksi düşük ve normal seviyede olan kişiler olumsuz duygular yaşadıklarında daha az; beden kitle indeksi yüksek seviyede olan kişiler ise daha faza yeme eğilimi göstermektedir. Bir diğer örnek de, duygularına karsı zayıflığı olduğuna inanan ve duygularından kaçınma eğilimi bulunan bireylerin olumsuz duygu ve durumlarda daha az yemek yediklerinin görülmesidir (4).
Tüm bu ve benzeri bulgular bize; genetik yatkınlık (örn. DRD2 reseptörlerinde bozulma), kişinin biyolojik tablosu, kişinin inançları/mitleri ve tüketilen yiyeceğin niteliği gibi birçok değişkenin yeme bağımlılığının gelişmesi üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.

Yeme bağımlısı mısınız?

Aşağıdakilerden bazılarını yaşıyorsanız yeme bağımlısı olabilirsiniz:
Yemeğiniz bittiğinde fiziksel olarak doymuş olmanıza karşın bazı gıdaları tüketmeye karşı aşırı istek duymanız ("Bu yemeğin üzerine bir tatlı iyi gider")
Dayanamayıp canınızın çok istediği o yiyeceği yemeğe başladığınızda kendinizi durduramayıp planladığınızdan çok daha fazla yemeniz,
Aşırı istek duyduğunuz gıdayı tükettiğinizde şişkinlik noktasına varana kadar yemeye devam etmeniz,
Bazı gıdaları tükettiğiniz için suçluluk duymanıza rağmen daha sonrasında tekrar kendinizi onları yerken bulmanız,
Aşırı istek duyduğunuz bir gıdayı yediğiniz için yaşadığınız suçluluğu azaltmaya dönük bahaneler üretmeniz ("İyi ki yedim. Canım çekiyorsa vücudumun buna ihtiyacı vardır")
Kendinize yeme tutumunuza dair kurallar ve sınırlandırmalar getirme gayretinize rağmen bunlara uymakta zorluk çekmeniz ("Yemeyecektim ama diğer yarısını da yesem ne olur ki")
Sağlıksız gıda tüketimlerinizi başka insanlardan gizlemeniz,
Yalnızken başkalarının yanında olduğundan daha fazla sağlıksız gıda tüketme eğilimi sergilemeniz,
Yaşamınızın çeşitli alanlarında sorunlara neden olduğunu bilseniz de bazı gıdaların tüketimini kontrol etmekte zorlanmanız.

Yeme bağımlılığı kilolu insanların sorunu mudur?

Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan obez kişilerde yeme bağımlılığının tarandığı bir araştırmaya göre; hastaların %57'si yeme bağımlılığı tanı kriterlerini karşılarken, kriterleri karşılamayan kişilerin büyük çoğunluğunun da yeme bağımlılığının üç ya da daha fazla belirtisini gösterdiği bulgulanmıştır. Bu durum yeme bağımlılığı belirtileriyle tıkınırcasına yeme bozukluğu arasında güçlü bir ilişkinin olduğuna işaret etmektedir (5).

Buna rağmen, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan herkes yeme bağımlısı değildir; aynı şekilde yeme bağımlısı olan herkes de tıkınırcasına yeme bozukluğuna sahip değildir. Her ne kadar beden kitle indeksi yüksek kişilerin yeme bağımlılığı ve yeme bozukluklarına yatkınlığı üzerine daha çok araştırma yapılmış olsa da ve çalışmalar yeme bağımlılığının yaygınlığının obez hastalarda ve tıkınırcasına yeme bozukluğu olan obez hastalarda artmış olduğunu gösterse de; yeme bağımlılığı beden kitle indeksi normal sınırlarda ya da düşük olan kişilerde de görülebilmektedir. Yeme bağımlılığını ara ara katı diyet uygulamaları ya da spor yöntemleriyle gizleyerek görünürde kilo problemi yaşamayan birçok kişi bulunmaktadır.
Yeme bağımlılığı söz konusu olduğunda en sık rastlanan belirtiler: azaltmaya dönük aşırı isteğe rağmen başarısızlıkla sonuçlanan yemeyi azaltma girişimleri, olumsuzluklar yaratmasına rağmen yeme davranışını sürdürmek ve yemek satın almak/yemek ya da bu bağımlılığı kontrol altına almak için çokça zaman harcamaktır (6).

 Yeme bağımlılığı anksiyete ve depresyonu tetikler mi?

Alanda yapılan preklinik araştırmalarda yağ oranı yüksek gıdaların biyodavranışsal etkilerine bakılmıştır. 12 haftalık maruz bırakma sonrası, bu süreçte yağ oranı yüksek olan lezzetli gıdalarla beslenmiş olan kemirgenlerin yağ oranı düşük bir beslenme programı uygulanmış kemirgenlere göre daha fazla anksiyete sergilediği ve daha depresif davranışlar gösterdiği bulgulanmıştır. Üstelik yağlı gıdalarla beslenen kemirgenlerde bu yiyecekler akut olarak kısıtlandığında stres yaratarak kortikosteron oranlarını anlamlı derecede yükseltmiştir. (7)

Yeme bağımlılığı yaşam boyu devam eden duygudurum bozukluğu tanısının varlığı ile (özellikle de major depresif bozuklukla) önemli derecede ilişkili bulunmuştur. Aynı zamanda, yeme bağımlılığının yüksek skorları olumsuz duygulanım, duygudurum düzensizliği ve düşük benlik saygısı ile de ilişkili bulunmuştur.
Bu durum, olumsuz duygulanım ve duygudurum düzensizliğinin duygusal sıkıntılarla bir başa çıkma yöntemi olarak tıkınırcasına yeme davranışını tetiklediğini düşündürmektedir. Bulimik hastalar açısından kontrolsüz yeme ataklarının benzer bir alt yapı ile ilerlediği görüşü hakimdir (8).

Stres altındayken atıştırmak

Kronik stres kişiyi kolayca ulaşılabilir ve yüksek haz veren gıdalara yöneltir. Stres ile artış gösteren yüksek kortizol ve yüksek insülin düzeyleri yağlı gıda alımını tetiklemektedir. Bununla birlikte, yatkın kişilerde kronik stresin yarattığı olumsuz duygulanımı azaltmak için yeme de davranışında artış meydana gelebilir.

 Yeme bağımlılığı ve dürtüsellik

Yeme bozuklukları ve madde kullanım bozukluklarının gelişiminde önemli bir faktör olan dürtüsellik (bir nevi muhakeme etmeden harekete geçme hali) yeme bağımlılığı ile de yüksek ilişkili bulunmuştur. Aynı zamanda karar verme mekanizmasındaki bozulmalar da yeme bağımlılığıyla ilişkilidir (9)
Bulimiklerde ve anoreksiklerde gözlenen tıkınırcasına yeme davranışının, olumsuz duygudurum ve dürtüsellikle bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Özellikle bulimia nervoza ve madde kullanımı/bağımlılığının birlikte görüldüğü durumlara sıklıkla rastlanmaktadır.

Yeme bağımlılığının tedavisi

Yeme bağımlılığının tedavisi, madde kullanım bozuklukları gibi diğer bağımlılıkların tedavisiyle paralellikler içermektedir. Psikoterapide temel olarak: problem davranış için tetikleyicilerin belirlenmesi, dürtü kontrolünü sağlamaya dönük alternatif davranışların geliştirilmesi, siyah beyaz düşünce yapısıyla mücadele, değişim motivasyonu yaratma ve nüksü önleme stratejileri oluşturma gibi konular çalışılmaktadır.
Bunların yanı sıra yeme bağımlılığını kontrol altına alabilmek için; kontrolsüz yeme ataklarını tetikleyen şiddetli istek, kendini durdurma güçlüğü ve duygusal kaynaklı yeme davranışı ile başa çıkmaya dönük farkındalık çalışmaları yapılır ve çeşitli stratejiler geliştirilir.

Birçok kişi bazı gıdaların yoksunluğunda yemeye dair yoğun biçimde zihinsel meşguliyet yaşar ve sevdiği gıdaları çağrıştıran koku resim vb. uyaranlara karşı güçlü fizyolojik tepkiler sergiler (10). Bu şiddetli aşerme süreciyle başa çıkma ve dürtüleri kontrol altına almaya dönük yeni yollar geliştirme tedavinin ana damarlarındandır.

Kişinin yaşamından onu halihazırda rahatlatan bir davranış çıkarıldığında yerine bu rahatlamayı sağlayabilecek sağlıklı bir alternatifinin konması iyileşmeyi sürdürebilme açısından zaruridir. Bu amaca yönelik kişinin, stresle başa çıkabilme ve duygu düzenleme becerilerini arttırma hedefli farkındalık temelli çalışmalar yapılır. Duygu durumu sağlıklı biçimde yükseltecek aşamalı bir detoks ve tatmin edici aktiviteler de bu çalışmalara eşlik eder.

Yemeye dönük sağlıksız tutumlar, beynimizdeki ödül sisteminin çalışma şekli, beslenme hakkında bilinen yanlışlar vb. konularda kişilere psikoeğitim vermek tedavinin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Kontrolsüz yeme ataklarının güçlü bir nörobiyolojik alt yapısı olduğunu bilmek, kişinin yeterli iradeyi gösteremediğine dair kendisine karşı duyduğu öfke ya da suçluluk gibi olumsuz duygulardan uzaklaşabilmesine ön ayak olur.
Yeme bağımlılığına eşlik eden yeme bozuklukları ya da depresyon gibi hastalıklar söz konusu olduğunda tedavi planı bu hastalıklarla mücadeleyi de barındıracak biçimde çok boyutlu olarak tasarlanır. Örneğin bulimik hastalarda, sıkı diyet uygulamaları sonrasında tetiklenen kontrolsüz yeme atakları sıklıkla görülmektedir. Bu kişiler diyetisyen desteği ile sağlıklı bir beslenme programına alınıp psikoterapi sırasında da katı diyet ya da katı spor uygulamalarına dönük kişinin hatalı düşünce kalıplarıyla çalışmalar yapılır. Obezite tanısı almış yeme bağımlısı kişilerde psikoterapiyle birlikte kişiye uygun spor ve beslenme düzeninin sağlanabilmesi ve rutin bazı testlerin yapılabilmesi açısında güvenilir uzmanlara gerekli yönlendirmeler yapılır.

 İlaç tedavisi gerekir mi?

Herhangi bir bağımlılık söz konusu olduğunda çok boyutlu ve disiplinlerarası işbirliği içeren bir tedavi iyileşmenin uzun vadede sürdürülebilmesi açısından önem taşır. Psikolojik ve davranışsal müdahalelere paralel biçimde yemeğe dair dürtüleri ve aşermeyi azaltarak nüksü önleme çalışmasına büyük oranda fayda sağlayan çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlar beyindeki ödül sistemine doğrudan etki ederek dopamin salınımını düzenlemeye yardımcı olur. Aynı zamanda, beynin serotonin etkinliğini arttıran ilaçlar bozulmuş yeme ve içme davranışını düzeltebilmektedir. Kişinin mevcut durumuna göre psikoterapi ve psikiyatrist gözetiminde ilaç tedavisi birlikte yürütülerek çok yönlü destek sağlanabilir.

Bütün sevdiğim yiyeceklerden vazgeçmek zorunda mıyım?

Uyuşturucu maddelerin bırakılması sonrası tekrar kullanıldığında (nüks) aynı kronik bağımlılık sürecine hızlı bir biçimde girme riski çok yüksek olduğundan, genellikle bırakan kişilerin ömür boyu bu maddelerden uzak kalması önerilir. Ancak yemek söz konusu olduğunda yememek gibi bir lüksümüz olmadığından bizim için tetikleyici olan gıdalardan bir süre uzak kalmak ve bir süre sonra da bu gıdaları belirli porsiyonlarda bazı öğünlerde tüketmek üzerine bir yol izleriz. Yeme bağımlılığıyla mücadele bize haz veren her gıdadan tamamen uzaklaşmak demek değildir; ancak bağımlılığın her türlüsü yaşam boyu sürdürülen bir dikkati zorunlu kılar.

 Yemeye dair kontrolü ele alın!

Kilo sorununuz yoksa ve yeme bağımlılığınız olmadığını düşünüyorsanız bile gün içerisinde devamlı olarak ne yiyeceğini planlamak, alınan her gıdanın kalori hesabını yapmak vb. durumlar zihninizi meşgul ederek yaşam kalitenizin düşmesine sebep olabilir. Daha spontan ve huzurlu yaşayabilmek adına bu zaman zaman takıntılı hale gelen durumdan kurtulmak için de danışmanlık alabilirsiniz. Bazen küçük birkaç dokunuş bile farkında olmadığımız gündelik yüklerimizi hafifleterek bize daha iyi bir yaşam imkanı sağlar.

(1) Davis C. (2013). From passive overeating to “food addiction”: a spectrum of compulsion and severity. ISRN Obesity:1–20.
(2)Ahmed, S. H., Guillem, K. & Vandaele, Y. (2013). Sugar addiction: pushing the drug-sugar analogy to the limit. Curr Opin Clin Nutr Metab Care; 6: 434–9.
(3)Meule, A. (2011). “How prevalent is “food addiction” ?” Frontiers in Psychiatry; 2, sf: 1–4.
(4) Demirel, B. ve ark. (2014). Duygusal İştah Anketi’nin Türkçe Geçerlik ve Güvenilirliği, Beden Kitle İndeksi ve Duygusal Şemalarla İlişkisi. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi; 3: 171-181.
(5) Gearhardt, A. N., White, M. A., Masheb, R. M., Morgan, P. T., Crosby, R. D. & Crilo, C. M. (2012). An examination of the food addiction construct in obese patients with binge eating disorder. International Journal of Eating Disorders; 45:5 657–663.
(6) Meule, A. (2011). “How prevalent is “food addiction” ?” Frontiers in Psychiatry; 2, sf: 1–4.
(7) Sharma, S. & Fulton, S. (2013). Diet-induced obesity promotes depressive-like behavior that is associated with neural adaptations in brain reward circuitry. Int J Obes; 37:382–9.
(8)Gearhardt, A. N., White, M. A., Masheb, R. M., Morgan, P. T., Crosby, R. D. & Crilo, C. M. (2012). An examination of the food addiction construct in obese patients with binge eating disorder. International Journal of Eating Disorders; 45:5 657–663.
(9) Gearhardt, A. N., White, M. A., Masheb, R. M., Morgan, P. T., Crosby, R. D. & Crilo, C. M. (2012). An examination of the food addiction construct in obese patients with binge eating disorder. International Journal of Eating Disorders; 45:5 657–663.
(10)Hamilton J, Fawson S, May J, Andrade J, Kavanagh DJ. Brief guided imagery and body scanning interventions reduce food crav- ings. Appetite. 2013;71:158–62.
Email
Instagram
YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share