Aşk/İlişki Bağımlılığı

Aşk bağımlılığı nedir?

 

Kısaca bağımlılık

En genel anlamıyla bağımlılık dediğimizde 3 aşamada ilerleyen bir hastalıktan söz etmekteyiz. Bize haz veren madde ya da davranış her neyse onunla ilk temasımız, onu kötüye kullanışımız ve ona karşı geliştirdiğimiz bağımlılık. Bağımlılık açısından riskli süreç aslında kötüye kullanımla birlikte başlar. Kötüye kullanım, bizi tekrar kullanmama yönünde motive eden nahoş sonuçlar yaşamaya başladığımız “aşırıya kaçma” dönemidir. Bazı kişiler kontrolü bu noktada ele alıp haz kaynağından uzaklaşabilir . Ancak birçok kişi için haz o kadar cezbedicidir ki “nasılsa kontrol edebilirim” düşüncesine sığınarak devam etmekten kendini alıkoyamaz.   Bir süre aşırıya kaçmalar devam eder; sıklık ve miktar sinsice artış gösterir. Ne zamanki haz almaya dönük arzu bir gereksinime dönüşür, bağımlılığın kapısı aralanır. Kişi artık haz kaynağından uzaklaşamaz hale gelir, uzaklaştığındaysa yoksunluk belirtileri yaşamaya başlar. Üstelik miktar ve sıklık artmasına rağmen haz duygusunun şiddeti ve süresi gitgide azalır. Bir süre sonra ise artık haz duygusu hiç hissedilmez, kişi normal hissedebilmek için haz kaynağını yaşamında tutma mecburiyetinde kalır. İlk zamanlardaki mutluluğunun cezbedici hayalleriyle o günlere dönebilme arzusu ve bu döngüden çıkıp özgürleşebilme arzusu arasında salınır durur.

 

Konu aşk olunca

 

Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba, çünkü insan kendi bilincine mahkumdur.    

                                                                                                                                           Jean Paul Sartre

 

Aşkın nörobiyolojisi

Aşk prehistorik dönemlerden bugüne insanları bir arada tutarak insan türünün hayatta kalabilmesi için kilit bir rol oynamıştır. Aşk aşık olunan ötekiyle birleşme isteği ve özleminin itici bir güç olduğu temel bir insani motivasyon kaynağıdır. Beynin işleyişi açısından aşk karmaşık nörobiyolojiye sahip bir fenomendir. Aşk söz konusu olduğunda özellikle haz ve ödül faaliyetlerinden sorumlu olan limbik sistemin beyinde yarattığı değişimlerden söz etmek mümkündür. Alınan her haz beyindeki dopamin hormonunun bir miktarını devreye geçirir. Hatta hazzın düşüncesi bile dopaminin salgılanmasını tetikleyebilir.

Aşkın arka planı şehvet, cazibe ve bağlanma için gerekli olan temel beyin sistemlerinin bir dizisi tarafından oluşturulur. Biliminsanları tutkuyu yöneten sistemin gelecek vaat eden birçok adayla çiftleşebilmeye teşvik ettiğini, cazibeyi yöneten sistemin belirli bir partneri seçme konusunda rehberlik ettiğini ve bağlanmayı yöneten sistemin uzun vadeli bir bağlanmaya teşvik ederek ebeveynlik işlevlerini tamamlayana kadar çiftlerin iş birliği içinde birarada kalabilmesine olanak sağladığını düşünmektedir.

Şehvet sistemi (libido ya da cinsel dürtü) cinsel haz için aşırı istek duyma (aşerme-craving) ile ayırt edilir. Her iki cinsiyette de büyük ölçüde östrejen ve testestoren hormonları ile ilişkilir.

Cazibe sistemi arzu nesnese odaklanmayı ve ona dair takıntılı düşünceleri yönetir. Coşkuya benzer duygularla ve başta adrenalin olmak üzere dopamin ve seratonin hormonlarıyla ilişkilidir.

Bağlanma sistemi huzur ve güvenlik duygularını uyandırır. İlişkiyi koruyucu birçok davranışa teşvik eder. Oksitosin ve vazopressin ile ilişkilidir.*

Toplamda beynimizin bütün bu gayreti üreme ve evrimsel açıdan güçlü bir türün hayatta kalabilmesini sağlamaya yöneliktir. Ancak bu işlevleri yerine getirme gayretindeki beyin dengesiz bir tutumla karşılaştığında hormon salgılamaları da dengesizleşmeye başlar.

Bir maddeye, davranışa ya da kişiye bağımlılık geliştirmemiz özünde normal döngüsünde salınmayan hormonlarımıza karşı geliştirdiğimiz bağımlılığın farklı tezahürleridir.

Bir iyi bir kötü şekilde davranan bir partner, acı ve tutkuyu kişide ardarda uyandırarak bir bilinmezlik içinde hissettirir. Böyle bir ilişkide, yoksunluğun ardından gelen haz ve sonra tekrar yoksunluk döngü biçiminde ilerler. Bu döngüde yoksunluk sonrası yeniden hazza kavuşma beklentisi bile tek başına beyindeki dopamin miktarını arttırmak için yeterlidir. Neticede hayal etmek ve beklemek alınan hazzı yükseltir. Bu iki uçlu yoksunluk-haz içeren durum aşık kişinin beyninde yalnızca dopaminerjik devrenin harekete geçmesine sebep olmaz; aynı zamanda bu aktivitenin ani ve şiddetli bir biçimde oluşmasına da zemin hazırlar. İster uyuşturucu bir maddeye, ister aşık olduğumuz kişiye dönük olsun, hazzın şiddetli olması bağımlılık geliştirme riskimizi arttıran bir faktördür. Üstelik aniden gelen bu şiddetli hazzı tattıktan sonra, uzun vadede kaldıramayacağımızı bilsek de ondan vazgeçmek istemeyiz.

Yoksunluk sırasında hissettiğimiz acıyı rahatlatabilmek için tüm varlığımızla “öteki”ni arzularız. Aşerme (craving) adı verilen bu şiddetli arzu belleğimizin seçici bir ayrımla zihnimize getirdiği güzel anılarla daha da teşvik edilir. Kişi her ne kadar kendisini tekrar aynı tuzağa düşmeyecek biri gibi değerlendirse de yoksunluk anlarındaki aşermenin şiddeti yükseldikçe ve güzel anlar zihne hücum ettikçe direnmek oldukça güçleşir. Zihin muazzam bir inkarla kendini ve mevcut durumu bir “istisna” olarak tanımlar ve düzeleceği umuduyla kendini “öteki”nin sularında buluverir.

*Daha fazla bilgi için: http://dx.doi.org/10.1080/15265161.2013.839752

 

Aşk bağımlılıkla kesiştiğinde

“Her gün kendime söz veriyorum, yarın ona gitmeyeceğim. Fakat ertesi gün yine esaslı bir sebeple ve nasıl olduğunu anlayamadan kendimi onun yanında buluyorum. “               

Goethe – Genç Werther’in Acıları

Sevmek ve sevilmek arzusu gayet normal olmakla birlikte, aşık olmanın getirisi olan o sarhoş eden şiddetli duygu bazı bireylerde bağımlılık yaratabilir. Daha önce aşık olduysanız, bunun ne kadar güçlü bir duygu olabildiğini bilirsiniz. Aniden yaşamınızın teryüz olduğunu hisseder, yoğun bir heyecan duygusu yaşarsınız. O bitmeyen enerji herşeyi capcanlı hale getirir. Zaman algısı yok olur, sorumluluklar yavaşça kenara itilir, uzay boşluğunda yürüyormuşsunuz gibi hafif hissedersiniz. Bu coşkulu duygunun sonsuza dek sürmesini istemek gayet doğaldır.

Birine tutkuyla bağlanmak, onu görmek için heyecan duymak ya da odağını herşeyden çekip ona kaydırmak aşkın kimyasında mevcuttur. Bu kadar yoğun duygular hissedilirken bir aşk bittiğinde belirli bir derecede zorluk ve acı yaşamak ise kaçınılmazdır. Ancak bazen aşk havada asılı kalır; kişinin hem kendisiyle ilişkisi hem de aşık olduğu kişiyle ilişkisi gitgide problemli bir hal alır.

Her ne kadar aşkın kendisi aşık için depresyon, anksiyete, katlanılmaz bir acı, aşık olunan kişiye dair takıntılı düşünceler hatta intihar eğilimi gibi değişen derecelerde çeşitli zorluklar ve bedeller içerse de; aşık olunan kişi çeşitli gerekçelerle uygunsuz kabul ediliyorsa kişinin ailesi gibi yakın çevresi ile ilişkisinde de yıkıcı etkilere yol açabilir. Umutsuzluk yükü fazlaca olan karşılıksız bir aşk, duygusal ve fiziksel şiddet öğeleri taşıyan karşılıklı bir aşk, kişinin yakın çevresi tarafından uygunsuz bulunduğu halde vazgeçilemeyen bir aşk ya da erotomanik aşk* gibi…

Aşk bağımlılığa dönüştüğünde bağımlı kişi için mevcut duruma teslimiyetin mümkün olmadığı bir arafta kalma söz konusu olur. Doğası gereği aşk dengesiz bir ruh hali ve hızlı alınan kararlarla karakterize takıntılı bir durumdur. Bağımlılığın devreye girmesiyle birlikte ise iyice kontrolden çıkarak, kişiye zarar veren ve tüm zararına rağmen vazgeçilemeyen bir hal alır. Bağımlı kişi aşk nesnesine tüm odağını kaydırır ve diğer alanlardaki sorumluluklarını aksatır. İlişkiye dair yüksek beklentileriyle onu gitgide daha çok yaşamının içine çekmek ister ve karşılığını beklediği ölçüde alamadıkça da kalbi kırılır. Kalbi kırıldığında onu bırakmak istese de soluğu tekrar yanında alır. Bunun yanlış olduğunu bilse de onu yanında tutabilmek için tavizler vermeye başlar. Mutlu hissetmese bile varlığının yaşamından uzaklaşmasını göze alamaz. Ona ulaşamadıkça yoksunluk yaşar, acı çeker ve özlem duyar. Bu duygularla başa çıkamadıkça tekrar iletişim kurar. Tek bir kez görmek için , son bir söz söylemek için, nasılsa bu son olduğu için…

*Kişinin yücelttiği bir kişinin ona aşık olduğuna dair gerçekçi olmayan (sanrısal) bir inanç geliştirdiği bir hastalıktır.

 

Aşk bağımlısı ve bağımlı olunan kişi arasındaki ilişki

Bir takım yaşamsal gereksinimler sebebiyle annemize ya da bakım veren her kimse ona bağımlı olarak dünyaya geliriz. Ancak normal şartlarda yaşımız ilerledikçe bu bağımlılık azalarak yok olur ve yerini bağlılık duygusu alır.

Aşk bağımlısı kişi içinse sağlıksız bir biçimde bağımlı olduğu kişiye dönük duyguları bir bebeğin annesine karşı duyguları gibi yoğun bir muhtaçlık içerir. Kişi ve onun aşk nesnesi arasında herhangi bir net sınır kalmamıştır, ilişkileri içe geçmiştir. Bu yüzden bu kişiden ya da ilişkiden vazgeçme düşüncesi bile kendinden bir parça kopuyormuşcasına derin bir boşluk duygusu yaratır.

Bu tür ilişkiler fırtınalı, sancılı ve tüm iniş çıkışları içinde toplamda mutsuzluk verici olma eğilimindedir. Duygusal yakınlık kurabilmek için seksi bir araç olarak kullanma ya da aşk ile seksi karıştırma sıklıkla görülür. Bazı durumlarda kişi kötüye kullanıldığının, aldatıldığının ya da hak etmediği bir muameleyi gördüğünün gayet bilincindedir; ama sağlıksız şartlarda yürüyen bu ilişkiden uzak kalmakta zorlanır ve o kişinin karşısında güçsüz hisseder.

Böyle bir aşk yaşayanlar için aşk nesnelerine karşı bir takıntıları olduğu söylenebilir. O kişiden bir süre mahrum kaldıklarında güçten düşmüş hisseder ve yeniden birleşme yolları hakkında sürekli kafa yorarlar. Aşık olunan kişi bağımlı kişinin zihinsel evreninin merkezi haline gelir ve tüm öncelikler o kişiye göre belirlenir. Odağında o kişi olduğu için kendisi için önemli olan aktiviteleri o kişiyle olabilmek için sıklıkla iptal eder ve yakınlarıyla daha az zaman geçirir.

O güne kadar kişinin yaşamında varolan ahlaki normlar, gelenekler, inançlar ve mitler aşık olunan kişiyle ilişkiyi tehdit etmeye başlıyorsa yok sayılmaya başlanır. Doğru yanlış kavramı yok olur. İlişkinin karşısında duran arkadaşlar ya da aile mensupları kolayca gözden çıkarılır.

Aşk bağımlılarının sevgi vermek ve almaya dair gerçekçi olmayan beklentileri vardır. Aynı zamanda beklentilerinin karşılanamayacağı gerçekçi olmayan ilişkiler yaşama eğilimindedir. Genellikle kendi ihtiyaçlarını karşılama konusunda zorluk yaşadıkları için ilişki yaşadıkları kişinin bütün ihtiyaçlarını karşılamasını bekleyerek ilişkiyi sürdürürler. Kendi içsel boşluklarını doldurabilmek için kaygı, korku, utanç gibi duygularının partnerleri tarafından rahatlarılmasını isterler. Ancak bu kişinin kendisine ait bir sorumluluk olduğundan bir başkası tarafından tam olarak karşılanması mümkün değildir. Bu yüzden partnerlerinin yaptığı hiçbir şey tam olarak yeterli hissettirmez ve fantezi dünyalarındaki ideal partnerin kılıfına tam olarak oturtamadıkça değersizlik hissederek mutsuz olurlar. Partnerleri de bu durum karşısında öfkeli, yetersiz ve haksızlığa uğramış hissederek aynı mutsuzluğu paylaşır. Aşk bağımlıları aşkı ya da aşk arayışını rahatsız edici duygular ya da durumlardan   dikkatlerini uzaklaştırmak için de kullanır. . Yaşamında harekete geçemediği birçok konu için aşkı bahane olarak öne sürer. Ve bu durum ilişkide samimiyet duygusunu azaltır.

Aşk bağımlılarının ilişkideki sınır kavramıyla da sorunları vardır. Kontrol ettiği ya da kontrol edildiği bir ilişki içerisinde olduğundan sınırlarını koyamaz ve karşısındaki kişinin sınırlarını tanımaz. Bu durum tolere edilmemesi gereken meseleleri ilişkide tolere etmelerine, yeterince tanımadıkları kişilere bile kendilerine dair çok özel alanları açmalarına, aşırı muhtaçlık eğilimi sergilemelerine, kendi ihtiyaçları üzerinden partnerlerini sıkıştırmalarına ve sınırsızca partnerlerinin her ihtiyacına koşmalarına sebep olur. Sağlıklı kişisel sınırlar olmadığından, kendine verdiği değer ilişkisinde gördüğü ve algıladığı değere göre devamlı değişme eğilimindedir. Karşılarındaki kişiyi kaybetmemek adına kendi düşüncelerini, inançlarını ve duygularını inkar etme ya da değiştirme sıklıkla sergiledikleri bir davranıştır.

Aşık olduğu kişi kendisinden uzaklaştığında ya da ilişkiyi bitirme eğilimi gösterdiğinde, aşkı bağımlısı çok güçlü olumsuz duygular yaşar.

Bu başa çıkması zor duygular sağlıksız davranışlar sergilemesine sebep olur. Tekrar kabul görmek ya da çaresizce ilişkiyi ayakta tutmak için çok daha manüpilatif ve istismar eden bir hale geçer. Ne yazık ki bu davranışlar genellikle bağımlı kişinin korktuğunun başına gelmesine ve ilişkinin daha keskin biçimde sona ermesine sebep olur.

 

Bağımlı kişi hangi duyguları sıkça yaşar?

Terk edilme korkusu, utanç, değersizlik duyguları, kaygı, mutsuzluk, hayalkırıklığı, haksızlığa uğramışlık, öfke, suçluluk gibi duygularını yoğun biçimde yaşar.

Aşk bağımlısı kişi tüm bu duyguları yaşamasına rağmen kendisinin, partnerini ve ilişkinin sağlıksız dinamiklerini yok sayma eğilimindedir. İlişkinin bitme ihtimaliyle başa çıkmayan aşık için bu inkar etme hali bulunmaz bir nimet gibi görünse de, aslında ayrılığın acısının ileriki bir zamana ertelenmesinden başka bir işe yaramaz. Üstelik devam eden sağlıksız ilişkinin içinde günden güne daha fazla yaralanır.

 

Her aşık aşk bağımlısı mıdır?

Her aşık olan kişi aşk bağımlısı değildir. Aşk bağımlılığı aşkı patolojik olarak yaşama biçimidir.

Her ne kadar aşk bağımlıları çılgınca aşkı arıyor gibi görünse de onları güdüleyen duygu özünde aşk değildir. Aşk samimiyet ve gözü karalık içerir. Kişi bir bilinmeze doğru gittiğinin farkında; ancak savunmasızdır. Aşk bağımlıları ise aşkı samimi yapan o güvende olmama ve kendini bırakabilme halinden oldukça çekinir. Yeni bir aşkta o yüksek coşkuyu hissedebilmeyi ister ancak bu duygunun bedeli olarak karşılarındaki kişiyle ilgili yüksek beklentilere girer.

Aşk bağımlıları düşük benlik saygısı, terk edilme korkusu ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçları tarafından kontrol edilmektedir. Her yeni aşk nesnesine bakışlara onlara ne ölçüde güvenlik, aidiyet, kimlik, onaylanma, değerlilik ve amaç duygusu verdiği çerçevesinde güdülenir. Yeni bir aşk nesnesinin, tüm acılarını alıp götüreceğine, duygusal olarak tamamen dolu hissetmelerini sağlayacağına ve koşulsuz olarak seveceğine inanmak isterler. Tabii ki hiç kimse tüm bu yüksek beklentileri karşılayamaz. Gerçekçi olmayan bu beklentilere sıkıca tutunduklarından ilişkileri hemen her zaman hayal kırıklığı sona erer.

Aşk bağımlılarının ilişkileri aşktan çok eşbağımlılık içerir. Duygusal boşluklarını doldurabilecek ve ilişkide iç içe olabilecekleri bir kişi isterler. Bunu aşk olarak tanımlasalar dahi ilişki yalnızca onların yoğun ihtiyaçlarının çevresinde şekillendiği için alma verme dengesinden yoksundur

 

Aşk bağımlılığı ve eşbağımlılık (codependency)

Eşbağımlılık, bireyin sağlıklı ve karşılıklı olarak tatmin edici bir ilişki kurabilme yeteneğini etkileyen duygusal ve davranışsal olarak iç içe geçme halidir. Eşbağımlı davranışlar genellikle aile içinde bakım veren kişilerle olan ilişkilerden öğrenilir ve kuşaktan kuşağa aktarılır.

Eşbağımlılık yaşayan kişilerde kendini sevmeye, kendine bakım vermeye ve sağlıklı sınırlar koymaya dair zorluklar görülür. Başkalarını kontrol edebilir ya da başkalarının onları kontrol etmesine izin verebilirler. Sağlıklı sınırlar koymaya dönük yetersizlikleri nedeniyle başkalarını suçlama eğilimdedirler (“O kadar ısrar etmeseydi ben de istemediğim halde yapmak zorunda kalmayacaktım.”).

Aşk bağımlılığı ve eşbağımlılık genellikle ele ele giden iki kavramdır. Aşk bağımlıları eşbağımlılık yaşadıkları partnerlerinin dikkatini çekmek için neredeyse herşeyi yapabilirler. Sağlıksız biçimde bakım alma hali, terk edilmemek için olgun olmayan davranışlar sergileme ya da ilişkiyi kurtarma umuduyla taviz verme biçiminde görülebilir. Aşk bağımlıları bağımlı oldukları kişiye yaşamında sorun yaratacak miktarda zaman ayırabilir ya da sınırsızca değer verebilir. Bu yüzden genelde kendilerini ihmal etme eğilimindedir. Kendini ihmal durumu yakınlık ve uyum oluşturmaktan ziyade karşı taraftan beklediği ölçüde bir ilgi görmedikçe bağımlı kişide yoğun öfke yaratır.

 

Aşk bağımlılığının nedenleri

İşlevsiz aile dinamikleri, genetik faktörler, büyürken çevremizden öğrendiklerimiz, travmalar ve travmalarla gelişen kendimize dair olumsuz temel inançlarımız takıntılı aşka yatkın hale getiremektedir.

Aşk bağımlılarının genellikle gelişmemiş bir benlik duygusu vardır. Kendi başlarına eksik hisseder ve iyi hissedebilmek için bir ötekine ihtiyaç duyarlar. Sık sık ideal bir sevgilinin varlığıyla coşkulu bir mutluluğa kavuştuklarının hayalini kuraraken kendilerini bulabilirler. O tüm ihtiyaçlarını ve özlemlerini tatmin edecek kişidir.

Aşk bağımlılarının çocukluk öykülerinde travmalara, ihmal ve/veya terk edilmeye sıklıkla rastlanır. İhtiyaç duydukları ölçüde bakım, ilgi ya da sevgi görmeden büyümüş olma ihtimalleri yüksektir. Bazen de bakım veren kişiyle aralarında içe içe geçen ya da eşbağımlı bir ilişkiye rastlanabilir. Her iki durum da; onaylanmama, reddedilme veya terk edilmeye dair derin bir korkunun oluşmasına sebep olabilir. Büyüme çağı boyunca sağlıklı bir sevginin örneğini yaşantılamamış kişilerin bu modelleme olmaksızın yetişkin hayatta nasıl sevgi dolu ilişkiler geliştirebileceklerini bilmemeleri gayet anlaşılabilir bir durumdur.

 

Aşk bağımlılığının tedavisi

 

Çivi çiviyi söker mi?

Bazı kişiler için kendilerine değer veren birilerinin aşkını kabul etmek o kadar zordur ki kendilerini karşılık bulamayacakları kişileri sevmeye iterler. Böyle bir durumda sevebileceğiniz doğru kişiyi bulma gayreti işe yaramayacaktır; çünkü radarınız sağlıksız ilişkiler yaşayabileceğiniz partnerleri çekmeye devam edecektir. Ya da ilişkideki aşırı iç içe geçen haliniz karşınızdaki kişiyi bunaltacağından bir süre sonra sizden uzaklaşması kaçınılmaz hale gelecektir.

Siz dışa bağımlı bir mutluluktan uzaklaşıp ihtiyacınız olan farkındalığı kazanarak içsel bir doyum ve mutluluğa ulaşana kadar, kimse sizi tam olarak mutlu edemeyecektir.

 

İyileşme

Bir madde ya da yaşamımızı kabuse çeviren bir davranışa son verdiğimizde verdiğimiz mücadelenin ve başarının mutluluğunu yaşarız. Bunu düşünmek bile bırakmak için motivasyon sağlar. Ancak benzer durum aşk söz konusu olduğunda geçersizidir. Aşkı bitirmek hiçbir şekilde insanı motive etmez ya da gururlandırmaz. Buna rağmen, kötü biten bir ilişkinin ardından hayatta kalabilmek yaşamlarımızda kritik rol oynamaktadır. Iyileşme sırasında durumu inkar etme, öfke duyma, ruhsal çöküntü yaşama ve en nihayetinde durumu kabullenme doğaldır. Bu yıkıcı deneyimin ardından ilişkiye dair edindiğimiz anlam ve kendimize dair kazandığımız içgörünün düzeyi gelecekteki seçimlerimiz açısından etkili olacaktır.

Eğer yaptığımız seçimlerin ya da bu kadar yoğun duygular hissetmemizin gerekçelerini incelemezsek onları değiştirme şansı edinemeyiz. Kişisel dinamiklerimizi tanımak ve onları tedavi sürecinden geçirmek sağlıklı ilişkiler kurabilmeyi mümkün hale getirir.

Öncelikle kendimizi iyileştirmemiz gerekir. Karşımızdaki kişiye “sen” diyebilmek için önce “ben”i tanımamız ve “ben”in sınırlarını gözden geçirmemiz gerekir. Yaşamımızda acı veren, kafa karşıklığı yaratan ya da bizi yalnızlaştıran inançlarımız, düşüncelerimiz ve kurallarımızı yeniden tanımlamamız “ben”i özgürleştirebilmek için ilk adımdır. Ancak kendi dehlizlerimizi keşfettikçe, bize mutluluğu getiren güzel yanlarımızı öne çıkardıkça içine düştüğümüz kısır döngüden çıkabilir ve çeşitli gerekçelerle sabote ettiğimiz yaşamımızın sorumluluğunu tekrar elimize alabiliriz.

 

Psikoterapi

Özellikle tekrarlanan sağlıksız ilişki biçimleri söz konusu olduğunda ilişki yaşamaya uygun gördüğünüz kişiler ya da yaşadığınız ilişki tarzları arasındaki benzer örüntüleri fark etme ve bunun nedenlerini tespit edebilme tedavinin önemli bir parçasıdır. Bu noktada işlevsiz düşüncelerle-inançlarla ve travmalarla derinlemesine bir çalışma yapılır.

Terapide, karşı tarafı kontrol etmeden ya da değiştirmeye çalışmadan sevebilmek; yardım etmek ya da taviz vermek arasındaki ayrımı yapmayı öğrenerek kendi sınırlarını koyabilir hale gelmek hedeflenir.

İnsanlara karşı taviz veren ve onları hoş tutmak için kendini paralayan bir tutumdan vazgeçebilmenin en iyi yolu kendine ait yaşam alanları oluşturmaktan geçer. Hayatınızda kariyer, ilişkiler ya da öz-bakım gibi herhangi bir alanda boşluklar ya da eksiklikler varsa bu alanlarda yeni adımlar atmak tamamlanmışlık duygusunu besleyerek hayatınızı yeniden inşa etmenizin önünü açacaktır. Terapi bu anlamda yol göstericidir.

İyileşebilmek için duygularımızı inkar etmek, küçümsemek ya da böyle duygular hissettiğimiz için kendimizi eleştirmek yerine duygularımızı kucaklamaya ihtiyacımız vardır. Duygularımızı kucaklamak, o duyguların bizim için taşıdığı anlamları öğrenerek kendimize hak ettiğimiz değeri verebilmemizin ve bu yolla kendimiz için daha doğru adımlar atmaya başlamamızın önünü açar. Güvenli adımlar atarak kendimize iyileşmek için zaman vermek, bize alışık olduğumuz işlevsiz davranış kalıplarındansa daha sağlıklı davranış seçeneklerini seçebilme özgürlüğü kazandırır.

 

 

Email
Instagram
YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share